Toplumcu Eksen

Toplumcu Eksen

TMMŞP iletişim grubu

İsim:

Mail:

Arama

kizilbayrak.net

PDF Yazdır

TMMOB Kadın Kurultayı’na giderken kapitalizm, kriz ve teknik eleman kadınlar...


Zenginler daha zengin, yoksulluk ömür boyu!

2009’un ilk üç ayında ülke ekonomisinin, ancak savaş dönemleriyle kıyaslanacak bir oranla, yüzde 13,8 oranında küçüldüğü ve bu ilk üç ayın krizin Türkiye’yi en çok vurduğu dönem olduğu ifade edilmektedir. Belirtilen bu dönem işsizlik, açlık ve yoksulluk içindeki milyonların sayısını da katlamıştır. Ancak yine bu aynı dönemde açıklanan veriler eğlence sektörünün %7.93, lokanta ve otellerin %8.43, paket turların %16.29, konaklamanın %8.66, kişisel bakım ürünlerine harcanan paraların ise %27.38 oranında arttığını gösteriyor. Ayrıca krizin başından bu yana mevduatların 21,8 milyar TL, yurtdışı gezilerinin de  %13 arttığı da ifade ediliyor. Yani özetle, krizin en yakıcı olarak hissedildiği dönem olarak gösterilen dönemde dahi lüks tüketimde artış olduğu, sermayedarların kriz döneminde de rahatlarından en ufak bir taviz vermedikleri görülüyor.

Aynı gemide miyiz, yoksa geminin yakıtı biz miyiz?

Sermaye sınıfının çıkarlarını toplumsal çıkar olarak göstermeye çalışan hükümet ve sermaye sözcüleri işte bu veriler ile övünmekte, başta SSGSS olmak üzere işçi ve emekçilerin yıkımı anlamına gelen uygulamaları tam da bu “başarı”nın sebebi ve teminatı olarak uygulamaya koymaktalar.

İMF, Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşların verdiği direktifler ile hayata geçirilen uygulamalar sonucu ulaşılan bu “başarı”, bizim cephemizden ise eğitim, sağlık, iş güvencesi gibi temel haklarımızın gaspı olarak okunmaktadır. Görüyoruz ki, kendi kurtuluşu ve bekası için savaşan sermaye sınıfı tüm temsilcileri ile birlikte işçi sınıfı üzerindeki baskı ve uygulamalarını kriz dönemleri daha da yoğunlaştırıyor. Krizden çıkışı faturayı emeği ile geçinen milyonlara yıkmakta buluyor. Biz ücretli çalışan ya da işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları da bu gerçeklikte sermayenin yanında değil hedefindeyiz.

Birçoğumuz aynı gemide olduğumuzu düşünedursun, sermaye sınıfı kendi kârı için bizi daha kötü koşullarda yaşamaya makum etmek için çabalıyor. Biz farkında olmasak da bu çaba, yani sınıf savaşı hayatın her alanında devam ediyor. Ve biz yine farkında olmasak da bu savaşın bir parçası, ses çıkarmadığımız sürece de kaybeden tarafıyız.

Kriz derinleşiyor, sorunlar büyüyor,

emekçi kadınlar daha çok etkileniyor

Emek gücü sömürüsüne dayalı bir sistemde, emeği ile geçinen kadınlar için yaşamın ne kadar zor olduğu kriz koşullarında daha net görülebilmektedir. Öyle ki, her fırsatta söyendiği gibi, kriz dönemleri, işten atılma saldırısını en yoğun yaşayan kadınlardır. İçinden geçtiğimiz dönem de bu genel ifadeyi doğrulamaktadır.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) tarafından yapılan ve eylül ayında açıklanan araştırma, uzun süreli işsizliğin her eğitim seviyesindeki kadınlar arasında erkeklere göre daha yaygın olduğunu gösteriyor. Türkiye işgücü piyasası, iş gücüne katılım, işsizlik oranı gibi göstergelerde cinsiyete bağlı olarak büyük farklılıklar gösterdiği aktarılan çalışmada, bu farklılıkların işsiz kalma sürelerine de yansıdığı belirtiliyor.

Mühendis, mimar, şehir plancıları arasındaki yüzdelere baktığımızda ise farklı bir durum yok. Bu alanda da işsizlik erkeklerde % 9,4 olarak belirlenirken, kadınlarda  % 21,3 düzeyinde seyrediyor.

İşsizlik ve yedek işgücü olarak kadın emeği

Hâlihazırda yedek işgücü olarak gören kadınlar, kriz dönemlerinde evlerine dönmeleri doğal olan çalışanlardır. Böyle dönemlerde annelik ve evin sorumluluğu üzerine kadınların önemine vurgu yapılırken, toplum üzerinde de kadının yerinin evi olduğu anlayışı yerleştirilmektedir. Böylelikle kadın işsizliği önemsenmemekte hatta bu sayede “işgücüne katılabilir toplam insan sayısı” düşük gösterilerek, resmi işsiz sayısı düşük tutulmaktadır.

Geçtiğimiz aylarda devlet bakanı Mehmet Şimşek’in bir açıklamasında, kadınların iş başvurusunda bulunmak suretiyle işgücü piyasasına dâhil olup işsizliği artırdığını söylemesi egemenler gözünde kadınların çalışma alanındaki konumu ve önemini de ortaya sermektedir. Aynı gerici zihniyeti ortaya koyan bir başka örnek ise Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun iş isteyen kadınlara, “Evdeki işler size yetmiyor mu?” yanıtıdır!

Çalışma hayatından toplumsal yaşama eşitsizlik

Çalışabilen “şanslı” bir azınlık için ise durumun iç açıcı olmadığı ortadadır. Aynı formasyonu almış kadın ile erkek arasındaki ücret farklılıkları her meslek grubunda görülmektedir. TMMOB'un “Türkiye'de Mühendis Mimar Şehir Plancıları Profil Araştırması”  kitabından ortaya çıkan sonuç da, bu alanlarda çalışan kadınların aynı işi yaptığı erkek meslektaşlarından düşük maaş aldığı yönündedir. Eğitim durumu ve mesleği ne olursa olsun geliri “ek” olarak değerlendirilen kadının, emeğinin karşılığı düşük tutulmaktadır.

Çalışma hayatındaki eşitsizlikler ücretlerle sınırlı değildir. Kendi meslek alanlarımızdan baktığımızda da cinsiyetçi işbölümü üzerine pek çok örnek bulabiliyoruz. “Mühendislik erkek işidir” önyargısı nedeniyle iş ilanlarından başlayarak, iş hayatının bütününe yayılmış bir eşitsizlikten bahsetmek mümkündür. Diğer alanlarda olduğu gibi mühendislik, mimarlık ve planlamada da bilim ve teknoloji, yetki gerektiren işlerde erkeklerin; pasif, tekrara, sabıra dayalı işlerde kadınların istihdam edildiği görülmektedir. Bununla birlikte sözleşmelerde çocuk sahibi olmamak yönlü ifadeler eklenmesi, kadınların araziye, şantiyeye çıkmasına izin verilmemesi gibi pek çok örnek kendi yaşam pratiklerimiz ile çoğaltılabilmektedir.

Çalışma alanlarımızda yaşadığımız parça parça örneklerle birlikte, çıkan yasalar ve ortaya konan projelerle çalışan kadınların bütüne dönük saldırılar da gündemdedir.

Sosyal sömürü projesi SSGSS kadınlar için ne ifade ediyor?

Geçtiğimiz yıl 1 Ekim’de yürürlüğe giren Sağlık Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası  (SSGSS) Yasası, sağlıkta özelleştirme politikalarının dizginsiz biçimde hayata geçirilmesi anlamına gelmektedir. Tüm çalışan kesimler için yıkım anlamına gelen SSGSS, kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları zorlukları artırmakta, bir takım pozitif ayrımları ortadan kaldırarak çalışan kadına çift yönlü bir yıkım dayatmaktadır. Saldırı yasasıyla birlikte mücadeleler sonucunda kazanılmış, fakat birçoğu kâğıt üstünde kalmış bir dizi hak da tırpanlanmaktadır.

Yasanın kadınları etkileyen bazı bölümleri sıralayacak olursak:

  • “Emzirme yardımı” çerçevesinde, önceleri altı ay olan yardım %83 oranında düşürülerek artık bir defaya mahsus verilmektedir.
  • Geçtiğimiz Mayıs ayında yasada yapılan değişiklikle, hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınların hamilelik dönemi boyunca ücretsiz olan muayeneleri ücretli hale getirilmiştir.
  • Bu yasayla tüm çalışanlar için emeklilik yaşı 65’e, emeklilik prim gün sayısı 9 bin güne yükseltilmiştir. Emekli aylıkları %23-%33 oranında düşürülmüştür. Ölüm aylığı ise %75’ten %50’ye düşürülmüştür.
  • Çocuklar 18 yaşından sonra anne-babanın sigortasından faydalanamayacak ve ev içinde yaşayan, 25 yaşından büyük evlenmemiş kadınlar sağlık sigortasından yararlanamayacaktır. Yasayla evlenmemiş kadınlar, ailenin kazancına göre sağlık primi ödemeye zorlanmaktadır.
  • Dul eş için yapılan yasal düzenlemeler ise onun tek başına ayakta durmasını güçleştirecek şekilde değiştirilmiştir. Eşinin ölümü durumunda, onun askerlik süresini borçlanarak emeklilik süresini tamamlattırma hakkı kaldırılarak, dul eşin almaya hak kazandığı aylık %50’ye düşürülmüştür.
  • Tüm bunların yanında sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için sigortalı olmak da yetmemekte ve  “katılım payı” adı altında fark ücreti ödemek gerekmektedir. Hastanede adım başı karşımıza çıkan bu uygulama sağlık ocaklarından başlayarak kademeli olarak hastanelerde uygulanmakta, ilaç, muayene, tahlil, teşhis, tedavi, ameliyatlarda kullanılan malzemelerin ücreti “katkı payları” kapsamında çalışanlardan tahsil edilmektedir.

Cinsel taciz, mobbing

Kriz dönemlerinde artan işsizlik, yoksulluk ile birlikte şiddetin ve yozlaşmanın çeşitli biçimleri de kadınları oldukça olumsuz etkilemektedir. İşini kaybetme korkusu ile dayatılan ağır çalışma koşullarına koşulsuz kabul eden kadınlar, bununla birlikte bir de çalışma arkadaşları ya da patronları tarafından taciz edilmekte, hakarete uğramaktadır.

Kayıt altına alınan vakalar üzerinden değerlendirildiğinde Türkiye, iş yerinde tacizin en çok karşılaşıldığı 3. ülkedir. Pek çok çalışanın işlerini kaybetmemek ve daha fazla sıkıntıya maruz kalmamak için bu gibi saldırıları sakladığı gözönüne alınırsa, cinsel taciz ve mobbingin ne denli yaygın olduğu anlaşılacaktır.

Bu alanda yapılan sınırlı araştırmalar, özellikle ekonomik krizin yaşandığı dönemlerde işyerlerindeki ruhsal tacizin arttığına dikkat çekmektedir . Bu sayede çalışanlar, karşı karşıya kaldıkları psikolojik baskı ve zorbaca eylemler sonucu istifaya zorlanmaktadır. Böylece, mobbing “işten çıkarma tazminatı”ndan kurtulmanın bir aracı olarak kriz dönemleri işveren tarafından kullanılanılabilmektedir.

Bu noktadan hareketle, mobbingin en genel ifadesiyle, çalışanı iş yaşamından dışlamak amacıyla yapılan sistemli psikolojik saldırılar bütünü olduğu, temelde çalışma hakkına yapılan bir saldırı olarak değerlendirilmesi gerekliliği gözardı edilmemelidir. Kriz dönemiyle artan olayları tekil örnekler olarak salt hukuksal boyutta değerlendirmek yanlış olacaktır. Meslek örgütleri ve sendikaların bu yönde mücadele yürütmesi, komisyonlar aracılığı ile başta kadın üyeler olmak üzere tüm üyelerin bu mücadeleyi sahiplenmesi sağlanmalıdır.

TMMOB’de emekçi kadınlar bir adım öne!

Sıralanan başlıklar, ekonomik krizin emekçi kadınlar üzerindeki etkilerini ve yeni dönem mücadele gündemlerini ortaya koymaktadır. Krizin sonuçlarını iki kat fazla yaşayan emekçi kadınlar elbette bu mücadelenin bir parçası ancak sürükleyen tarafı olmak zorundadır. TMMOB’nde faaliyet yürüten kadın komisyonlarının bu gündemler üzerine politika üretmesi dahası bunu örgütün tamamına tartıştırması acil bir ihtiyaç ve sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.

21–22 Kasım’da gerçekleştirilecek TMMOB Kadın Kurultayı da bu sebeple oldukça önemli ve ilerici bir adımdır. Kurultay öncesinde yapılan yerel çalıştaylar kurultay ile sonuçlandırılacak ve çalıştaylar vesilesi ile tartışılan başlıklar karara bağlanarak, örgütün bütünü için gündemleştirilmiş olacaktır. Ücretli Çalışan ve İşsiz Mühendis, Mimar Şehir Plancıları Kurultayı ile birlikte düşünülmesi gereken Kadın Kurultayı, bu sebeple bir hafta önce düzenlenecek olan kurultayın tüm başlık ve tartışmalarını da gündemine almak zorundadır.

Dahası, kurultayın bir sıçrama tahtası olarak değerlendirilmesi ve TMMOB içerisinde kadın komisyonlarının nicelik ve nitelik açısından güçlendirilmesi hedeflenmelidir. Henüz oluşturulmamış oda komisyonları için adımlar atılmalı, komisyonlar sıralanan gündemler üzerinden politikalar üreterek bunu örgütün tamamına tartıştırmalıdır. Kadın üyelerin TMMOB içerisindeki etkileri de ancak bu vesile ile arttılabilir.

Kurultay tartışmaları vesilesi ile de kadın komisyonlarının misyonu ve önemi üzerine, kadın üyeler başta olmak üzere TMMOB’nin bütününe dönük bir bilinç açıklığı şarttır. Feminist çevrelerin ağırlıklı olarak gündemleştirdiği kurultay, bu sebeple ilerici unsurlar tarafından sahiplenilmemekte, dahası önemsiz görülmektedir. Tartışmalar pek çok odada kurultaya erkek üyelerin alınıp alınmaması üzerinden şekillenmekte, ilerici unsurlar da bu tartışmaları aşacak yönelimler ortaya koyamamaktadır. Sonuç olarak ya kurultayın önemini yadsımak ya da feminist çevrelerin belirliyiciliğine sıkışmak gibi tercihler yapılmaktadır.

Kurultaya erkek üyelerin alınmaması gibi bir karar elbette feminist reformist çevrelerin belirleyiciliğinde alınmış gerici bir karardır. Her ne kadar genel kurullarda kadın üyelerin kendini rahat ifade edememesi, yaşanan örnekler üzerinden söz alan kadın üyelerin taciz edilmesi gibi gerekçeler öne sürülse de, bunun 8 Martlarda sıkça karşılaştığımız feminist anlayışın TMMOB içerisindeki yansımaları olduğu aşikârdır. Zira TMMOB’ye hâkim siyasal eğilimler zaten yıllardır kadın sorununu çarpık bir biçimde ele alan reformist anlayışlardır.

Biz Toplumcu Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları olarak emekçi kadınların sürükleyicisi olmadığı bir mücadelenin sonuç alamayacağını düşünüyor, TMMOB içerisindeki kadın komisyonlarını ve 21–22 Kasım’da düzenlenecek Kadın Kurultayı’nı da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Tüm ilerici, devrimci unsurlara da kurultayın bir parçası olmaya, kurultayı ve TMMOB içerisindeki kadın çalışmasını bu reformist ve feminist anlayışlara terk etmemeye çağırıyoruz.

(Toplumcu Eksen;Sayı:1;Kasım-Aralık'09)

Bookmark and Share
ilgili haberler
 
 
Joomla Templates