|
Krizin yarattığı olumsuzluklar bütün bağımlı çalışanlar ve zayıf küçük işletmeler için geçerlidir. Ancak emek piyasasında zaten zayıf konumda olan kadınlar için krizin olumsuz etkilerinin daha büyük olacağını söylemek yanlış olmaz.
Bu gün dünya, finansal alanda başlayıp reel sektörü etkisi altına alan küresel krizi tartışıyor. Mutlu bir sistemin güvencesinin devletten kaynaklanan her türlü müdahalenin en aza indirilmesi tezi sorgulanıp, serbest piyasaya ve ilkelerine yönelik güvenin sarsıldığına dair düşünceler yükseliyor. Bu düşüncelere baktığımızda yaşanan krizin önceki krizlerden farklı bir kriz olduğu ifade edilse de, örtük veya doğrudan her ülkede krizin faturasının toplumların en zayıf ve en örgütsüz kesime kesileceğinin sinyallerini alıyoruz.
Nitekim kamu kaynaklarının sermayeye akıtılması, krizin etkisinin hissedilmeye başladığı reel kesimin daralması ve iflasların yaşanmasıyla işsizlik, açlık, yoksulluğun daha da derinleşmesi ve bu kesimler için faturanın ağırlaşması beklenen bir durumdur. Henüz krizin etkisinin yeni yeni hissedilmeye başlandığı bu gün bile otomotiv sektöründen diğer sektörlere yayılan daralma ile birlikte işten çıkartmalar, ücretsiz izin uygulaması, kriz bahanesi ile işverenlerin toplu pazarlıklarda düşük ücret artışı ısrarı bunun göstergesidir. Aslında 1980’lerden sonra krizlerin ve istikrarsızlıkların kısa aralıklarla meydana gelmesi, büyümeye rağmen görülen kitlesel işsizlik ve reel ücretlerdeki gerileme, işçi sınıfı açısından kriz ve istikrarsızlık sözcüğünün olağanüstü bir devreden çok olağan bir durumu yansıtır hale geldiğini göstermektedir.
Kuşkusuz krizin yarattığı olumsuzluklar bütün bağımlı çalışanlar ve zayıf küçük işletmeler için geçerlidir. Ancak emek piyasasında zaten zayıf konumda olan kadınlar için krizin olumsuz etkilerinin daha büyük olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Krizin mevcut işsizlik, yoksulluk, gelir güvencesizliği ve istikrarsızlığı derinleştirmesinin yanı sıra, emek yoğun sektörlerin yaşayacağı değişimin, kadınlar bakımından farklı sonuçlar ve eşitsizlikleri doğurması beklenmelidir. Yapılan araştırmalar, kadınların mevcut krizlerden ilk ve en olumsuz etkilenenlerden olduğunu ortaya koymuştur.
İstihdam alanları daralıyor
Bilindiği gibi kriz dönemlerinde işsizlik oranları yükselir. İşsizlik özellikle Türkiye için krizle gelen bir sorun olmayıp yapısal niteliktedir. Başka bir ifade ile sanayi istihdam yaratamamaktadır. Kriz dönemleri ise küçük ve orta ölçekli işletmelerin iflas ettiği ve genel olarak reel sektörün kendini korumak adına daraldığı bir dönemi oluşturur. Nitekim aylık sanayi üretimi, küresel mali krizin derinleşmeye ve reel ekonomiye yansımaya başladığı Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre % 4 düşüş göstermiştir. İmalat sanayiinde % 5,7 oranında üretim düşüşü yaşanmıştır. İmalat sanayiinin neredeyse tüm alt sektörlerinde üretim gerilemiştir. Kadınların yoğun olarak istihdam edildiği tekstil sektöründe % 21,3 üretim düşüşü görülmüştür. Yine veriler yatırımların azaldığını ve 52 bin işletme, işyeri ve kooperatifin kapandığını veya tasfiye edildiğini göstermiştir. Bu durum zaten sınırlı olan istihdam alanlarının daha da daralması anlamına gelmektedir.
İşsizlik genel olarak bütün çalışanlar açısından ciddi bir risk oluştururken kadınları daha fazla ve birkaç yönden etkiler. Kadınların daha yoğun olarak istihdam edildiği, sermayesi ve teknolojik düzeyi zayıf olan işyerlerinin krizden diğerlerine göre daha olumsuz etkileneceği iddia edilebilir. Dolayısıyla da bu işyerlerinin kapanması veya iflas etmesi durumunda burada çalışan kadınların işten çıkartılması veya daha düşük ücretlerle çalıştırılması söz konusu olacaktır. Bilindiği gibi diğer zamanlarda olduğu gibi kriz dönemlerinde de işten çıkartmalarda kadınlara öncelik! verilir.
Ev kadınlarının sayısı artacak
Sosyal huzursuzlukların ve güvensizliklerin artması beklenen kriz dönemlerinde “eve asıl ekmek getirmesi gereken” erkeğin işten çıkarılmasındansa, “evde her türlü fedakârlığa katlanması” beklenen kadının işini kaybetmesi tercih edilir. Çünkü “yüksek erkek işsizliği” yerine işsizlerin çoğunun kadın olduğunu söylemek, halkın gözünde daha kabul edilebilir, dolayısıyla meşru olabilmektedir. Toplum kadınların işsizliğini toplumsal bir tehdit olarak algılamamaktadır. Bu nedenle toplumsal cinsiyet bağlamında kadın gelirinin ikincil olma niteliği kriz dönemlerinde de devreye sokularak, kadınların gerektiğinde ucuz işgücü olarak istihdam edilmeleri, gerekmediğinde ise “ev hanımları” olarak ev içinde kalmaları sağlanır. Dolayısıyla kadınların ikincil konumu, yani nispeten güvenli işlerini kaybetmeleri ya da onlara daha zor ulaşmaları, giderek daha fazla kadını ev kadını statüsüne hapsedecektir. Özellikle mevcut kadın işsizliğine çözümler üretmenin çok uzağında olan Türkiye ve benzeri ülkelerde, kriz ortamında artan kadın işsizliğinin daha yüksek boyutlara ulaşacağı ve ev kadınlarının sayısının daha fazla artacağı beklenebilir.
Yapılan araştırmalar hane halkı gelirindeki değişkenlik ve istikrarsızlığın, kadınları krizler süresince işgücü piyasasına girmeye zorladığını ortaya koymuştur. Bu erkeklerin işsizliği ve gelirlerindeki dalgalanmalarla ilgili bir olgudur. Türkiye dahil dünyanın pek çok ülkesinde çoğu kadın ancak, eve gelir getirmesi beklenen erkek işsiz kaldığında ücretli olarak bir iş aramaya başlar. Nitekim krizler aile reisinin işgücü piyasasındaki durumunu etkilemekte, erkek işsizliğini yükseltmekte ve gerçek ücretleri düşürmektedir. Bu koşullar, erkeğe ödenen aile ücreti fikrini daha çok sorgulanır hale getirmekte ve erkeğin “evi geçindirme yeteneğine” ciddi bir zarar vermektedir. Aslında uzun bir süredir kitlesel işsizlik, güvencesizlik ve istikrarsız gelirler, erkeklerin hayatları boyunca bir “aile ücreti” sağlayıp sağlayamayacağı konusundaki şüpheleri artırmaktadır. Bu sorun kadınları, kendi öz yaşamını ve çocuklarının hayatta kalmasını garantiye almak için koşulları ne olursa olsun hem ücretli bir iş aramaya hem de evde ücretsiz çalışmasını artırmasına neden olmaktadır. Bir bakıma kadınlar ailelerin de krize girdiği bu dönemlerde kendilerine sunulan iş ne olursa olsun onu kabul etmeye zorlanmaktadırlar.
Tüm çalışanların ve kadınların örgütlenmesi
Çoğunlukla ikincil gelir sağlayan, çalışma karşılığında çok düşük ücret alan, kariyer beklentisi olmayan, pazarın dalgalanmalarına bağımlı olan, yasaların korunmasının söz konusu olmadığı, “gelir yaratıcı etkinlikler” kapsamında çalışmasına izin verilen kadınlar, bu statüye razı edilmiş oluyorlar. Aslında bu durum ekonomik kriz dönemlerinde ev içindeki yoksulluğu telafi etmek için işgücü piyasasındaki kadın nüfusunun önemli bir kısmının enformel sektörde yığışmasının nedenini de büyük ölçüde açıklar. Kadınların genel anlamda ücretli işlerdeki bu eğreti durumları, kriz dönemlerinde işgücü piyasasındaki güçsüzlüklerini derinleştiren bir etkiye dönüşmektedir.
Yeni eğilim kadınların ücretli işlerden el çektirilip eve geri yollanmaları ile sınırlı kalmayacaktır. Ev kadınlığına ilişkin rollerini sömürerek, kısa sürede işe alınabilir ve işten çıkarılabilir, dönemsel ve mevsimlik olarak dalgalanan emek taleplerini karşılamaya hazır kullanılıp atılabilir bir emek tipini yaratmaya dönük harcanan çabalar artacaktır.
Son söz: Toplumsal güç dengeleri ekonomi ve siyaseti belirler. Bu nedenle genelde bütün çalışanların özelde kadınların örgütlenmesi sağlanmadıkça ve krize karşı etkili bir strateji belirlemedikçe, krizin bu kesimler için bir sosyal felakete dönüşeceği açık.
(Betül Urhan, Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 29, Aralık 2008) ilgili haberler |