|
“Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyorum!”
Clara Zetkin
Analık hukukunun çökmesiyle, ataerkil toplumsal yapılanmaya geçiş, kadın cinsinin geri plana düşmesinin ve giderek her türlü gerici uygulamaya hedef olmasının da başlangıcıdır. Özel mülkiyetin ortaya çıkması ile ilk komünal toplumun sonu anlamına gelen bu süreç, sınıflı topluma dayalı tüm sistemlerde kendini yeniden üretmiştir. Bu nedenle toplumsal, siyasal ve kültürel boyutları içinde cinsler arası bir eşitsizlik olarak görünüyor olsa bile, kadın sorunu temelde cinsel değil fakat sınıfsal ilişkiler ve farklılıkların ürettiği bir sorun olarak algılanmalı, çözüm arayışları bu temel noktayı kaçırmamalıdır.
İçinde bulunduğumuz toplum ve kadın sorunu
Tüm sınıflı toplumlar gibi, bugün içinde yaşadığımız burjuva özel mülkiyete dayalı kapitalist toplum da, kendinden önceki toplumlardan devraldığı sorunu farklı biçimlerde de olsa sürdürmeye devam etmiştir. Ortaya çıktığı andan itibaren ucuz işgücüne ihtiyaç duyan kapitalist sistem, bu nedenle kadınları ve çocukları kitlesel ölçekte üretime çekmiş, onları ağır çalışma koşullarında, düşük ücretlerle çalışmaya mahkûm etmiştir. Kadınların bir bütün olarak cinsel kimlikleri sebebiyle yaşadıkları sorunlar, kapitalist düzende emek gücünün metalaştırılması ile birlikte emekçi kadını ayırmış, onu iki kat fazla sömürüye mahkum etmiştir.
Dolayısıyla emek sermaye çelişkisine dayanan kapitalist sistemde tüm kesimlerden kadınlar kapitalizmin erkek egemen anlayışının kurbanı olsalar da bize göre aslolan ezilen sınıfın bir parçası olan ve çifte sömürüye maruz kalan işçi ve emekçi kadınlardır. Mücadelemizin asıl muhatapları da bu nedenle işçi ve emekçi kadınlar olacaktır.
Bu noktada vurgulanması gereken diğer bir nokta sınıflar üstü bir kadının varolmadığı, burjuva kadının kendi sınıfsal çıkarları söz konusu olduğunda kadın kimliğini değil sınıfsal kimliği ile hareket ettiği gerçeğidir.
“Bugünkü toplumdaki sınıf çelişkilerinin ve onların köklerinin derinlemesine, basiretli bir tahlilini yaparak, o, çeşitli sınıflardan kadınları birbirinden ayıran aşılmaz çıkar karşıtlığını da ortaya çıkarmıştır. Burjuva bayanları ile proleter kadınları sözümona birleştirici bir bağla kuşatan büyük bir “kızkardeşlik” “gönüldaşlığı”, materyalist tarih anlayışının havası içinde, tıpkı parlak sabun köpükleri gibi sönüp gitmiştir. Marx, proleter ve burjuva kadın hareketi arasındaki bağı kesip atan kılıcı dökmüş ve onu kullanmayı öğretmiştir; ama o aynı zamanda, birincisini [proleter kadın hareketini-ÇN] kopmaz biçimde sosyalist işçi hareketiyle birleştiren, proletaryanın devrimci sınıf mücadelesine bağlayan anlayış zincirini de yaratmıştır. Böylece o, mücadelemize, hedef açıklığını ve büyüklüğünü, üstünlüğünü kazandırmıştır.” Clara Zetkin Mart 1903 (Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar, İnter Yayınları, 3. baskı, s.147-154)
Mücadele deneyimleri ve 8 Mart’ın gerçek anlamı
Geçmişten günümüze kadınlar tüm toplumsal gelişme süreçlerinde mücadelenin birer öznesi olmuşlardır. Uluslararası sınıf hareketinin tarihi, kadının bu mücadeleler içinde oynadığı role ışık tutmaktadır. Bunun en temel örneği de bugün hepimizin bir şekilde aşina olduğu 8 Mart ve o dönem yaşananlardır.
8 Mart 1857, ABD'nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başlamasının tarihidir. Aynı gün, polisin çıkardığı yangında, çoğu kadın 129 işçinin katlettildiği gündür.
8 Mart 1886, tekstil işçisi kadınların “Eşit işe eşit ücret”, sendikalaşma ve oy hakkı için başlattıkları mücadelenin polis tarafından kana boğulduğu gündür.
8 Mart 1908, kadınların özgürlük ve eşitlik talepleriyle New York'ta gösteriler düzenlemelerinin günüdür.
Ve 8 Mart, 1910 yılında 2. Enternasyonal’e bağlı 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, kadın önder Clara Zetkin'in önerisiyle emekçi kadınların anısını yaşatmanın günüdür.
Bu tarihsel gerçek göstermektedir ki, 8 Mart hiç şüphe olmaksızın dünya emekçi kadınlarının canları pahasına verdiği mücadelenin tarihi, onun kazanımıdır ve bugün de DESA’da, ENTES’de, TEKEL’de büyütülerek sürmektedir.
Kadın sorununa bakış ve örgütlenme biçimi
İşçi ve emekçi kadın, yaşadığı çok yönlü sorunların çözümü için mücadele etmek ve örgütlenmek zorundadır. Bunun için de sorunu doğru temellerde kavranmak ve mücadele yöntemini buradan şekillendirmek gerekmektedir.
Emekçi kadınlara yönelik çalışmada açıklık getirilmesi gereken önemli noktalardan birinin, “bağımsız kadın örgütlenmesi” sorunu olduğunu düşünüyoruz. Bu sorun aslında kadın çalışmasına bakıştaki farklılığın da kendisidir. Kadın mücadelesi, feminist, hatta kendini “sosyalist feminist” olarak tanımlayan akımlar tarafından, kadının kadın olmaktan kaynaklı sorunları olarak değerlendirilmekte, bu çerçevede, sorunun çözümü, sorunun kaynağı olarak görülen erkeğe ya da bir takım geleneksel değer yargılarına karşı yürütülen mücadele olarak algılanmaktadır. Bu tezden yola çıkıldığında ise, sonuç erkeklerden bağımsız kadın örgütlenmelerine götürmektedir. Böylece sorun alabildiğine daraltılmakta çözüm noktasında da kadın dayanışması, kız kardeşlik gibi yöntemler ortaya atılmaktadır. Oysa kadın mücadelesi, feminist akımların çizdiği yüzeysel çerçevenin çok çok ötesinde, güçlü toplumsal temellere ve sınıfsal mantığa dayalı bir mücadeledir ve kapsamlı, tutarlı bir bakışı hak etmektedir.
Clara Zetkin’den yaptığımız alıntının bu konuda da yeterince açıklayıcı olduğunu düşünüyoruz.
Sorunun kaynağı ve hedef doğru koyulduğunda, işçi ve emekçilerin ortak mücadelesinden, birlikte yer alacağı parti ve çok değişik türden kitle örgütlerinden bağımsız bir kadın örgütü olamayacağı anlaşılacaktır. Kadın ve erkek emekçiler, sendikal örgütlerden TMMOB gibi meslek örgütlerine, siyasal partilere her alanda birlikte yer almalıdır. Amaç emekçi kadınla erkeği birbirinden ayırmak değil, fakat mücadele içinde birleştirmek, omuz omuza sınıf savaşına katmaktır. İşçi ve emekçilerin bir parçası olan kadınları alıp ayrı bir örgütlenmeye sevk etmek, kadını, salt kendi özgül sorunlarına dayalı sınırlı bir örgütlenme içinde, bir kez daha ikinci planda bırakmaktan başka bir anlama gelmez, bundan başka bir sonuç doğurmaz. Kuşkusuz bu, emekçi kadınlara dönük bazı özel araçlar, mevcut emek ve meslek örgütleri bünyesinde kadın sorunu üzerinde yoğunlaşacak komisyonlar, komiteler yaratma ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır. Hatta bu örgütlerden bağımsız olmayacak şekilde yaratılacak olan komisyonlar, kadınların mücadeleye daha doğrudan katılmalarını kolaylaştıran bir rol oynayacaktır. Bu tür komisyonlar ile kadınlar, hem yaşadıkları sınıfsal sorunları hem de kadın olmaktan kaynaklı sorunları doğrudan ve rahat bir şekilde ifade etme olanaklarını yakalamış olacaklardır. Bu ise kadını ön plana çıkaracak ve mücadele içinde etkinleştirecektir.
Toplumcu mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak kadın sorununa ve örgütlenmesine bu temellerde bakıyor; mühendis, mimar, şehir plancı kadınları da kendi sınıf ve meslek örgütlerinde örgütlenmeye, Clara Zetkin’in deyimiyle yaşamın olduğu her yerde savaşmaya çağırıyoruz! ilgili haberler |