Felaket kapitalizmin eseri!
(11.05.11) - Kütahya Gümüşköy‘de bulunan Eti Gümüş AŞ'ye ait gümüş madeni tesislerinde meydana gelen çökme sonucu, arama faaliyetlerinde kullanılan siyanürün suya karışmasıyla yaşanacak felaket riski büyüyor. Meslek odaları tarafından uzun vadeli sonuçları olacağı, hatta toplu ölümlere dahi yol açacağı söylenen tehlike karşısında başta Başbakan, Çevre ve Orman Bakanı ve Kütahya Valisi olmak üzere sermaye düzeni temsilcilerinin büyük kısmı felaketi örtbas etmeye çalışıyor.
Özelleştirme felakete kapı araladı
Özelleştirmeler sonucu birçok alanda yaşanan denetimsizlik Kütahya'daki “kazanın” da asıl nedeni. Kütahya örneği, kapitalistlerin her alanda maliyeti en az düzeyde tutmak için çevre ve insan sağlığını hiçe saydığının da bir göstergesi. 2003 yılında özelleştirilen Eti Gümüş tesisleri, o dönemden sonra herhangi bir bakım ve rehabilitasyondan geçmemiş. Üstelik kapasitesini 3-4 kat arttırmasına rağmen.
Sermaye devleti de siyanürlü maden arama izinlerini vererek ve gerekli denetimleri yapmayarak sorumluluğu doğrudan paylaşmaktadır.
Çevredeki köylülerin burjuva medyaya da yansıyan tepkileri ise, işletmenin bu “kaza” olmadan önce de yeterince tehlikeli olduğunu gösteriyor. Çevredeki köylerden Köprüören'in Muhtarı Sabri Görür, 3 ay önce 5 köy muhtarı ile heyet oluşturup Eti Gümüş’e gittiklerini ve şirket yöneticilerine tedbir almaları konusunda talepte bulunduklarını söylerken, köylülerden Gülseren Tekeli çocuğunun siyanür korkusundan ellerini yıkamadığını, Perihan Kolcu da yağmur yağdığında köydeki balıkların öldüğünü anlatıyor. 88 yaşındaki Arif Duvahan ise kapitalizmin işleyiş mantığını şu ifadelerle çok iyi özetliyor: “Kârı 1 kişiye, zararı bin kişiye, 3 kişinin karnı doyuyor 3 bin kişi tehdit altında”
Kazanın boyutları neden gizleniyor?
Ölümcül tehlikeleri olabilecek bu olayda sermaye devleti tarafından yapılan açıklamalar ise gerçeklikten oldukça uzak.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) böyle bir durumda ilk olarak “kırmızı alarm” verilmesi gerektiğini söylüyor. Siyanürün yol açabileceği çevre ve insan sağlığı etkilerinin bölgede ciddi düzeyde önlem almayı gerektirdiğine dikkat çekiyor. Bir dizi önlem sıralayan TTB, öncelikli olarak çevre köylerin boşaltılması gerektiğini belirtiyor. Peki, bu durumda Başbakan Erdoğan, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ya da Kütahya Valisi Kenan Çiftçi'nin koro halinde yaptıkları “korkulacak bir şey yok!” açıklamaları ne anlama geliyor?
Bunun temel nedenlerinden biri Türkiye'de siyanür kullanarak maden işletmeciliği yapan kapitalistlerin yoğunluğu. Bergama, Uşak, Erzincan, Gümüşhane ve daha bir dizi şehirde bu tür şirketler faaliyet yürütüyor. Bunların faaliyetlerinin durdurulması için meslek odaları tarafından açılmış davalar var. Bu kazanın boyutları, sözkonusu işletmelerin çevre ve insan için ciddi tehlike anlamına gelen atık havuzlarının kapanması yönünde toplumdan oluşacak baskıyı önlemek için saklanıyor.
Son olarak Erdoğan, AKP’nin dünkü Kütahya mitinginde, sızıntı ve sonrasındaki gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini söyledi ve endişelenmeyi gerektirecek bir durum olmadığını iddia etti. “Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek, Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu, Kütahya Valiliğimiz, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığımız meseleyi anbean izliyor” diyen Erdoğan emekçilerin gözünün içine baka baka yalan söylemeyi ihmal etmedi:
“Gerekli tedbirler alınmıştır. Şu an itibariyle endişeyi gerektirecek hiçbir durum yok. Kütahyalı kardeşlerim, köylülerimiz hiç endişelenmesinler, mesele takibimiz ve kontrol altındadır. Hiç endişe etmeyin”
“Yanlış yönlendiriliyoruz”
Fakat meslek odaları ısrarla halkın yanlış yönlendirildiğine dikkat çekiyor. TMMOB'ye bağlı Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Taşdemir, siyanür etkisinin hemen bugün değil 8-10 gün içerisinde çıkacağını söyleyerek, “Bir gram sızma yok diye halkımızı yanlış yönlendiriyorlar” dedi. Bununla beraber önlem adı altında yapılan çalışmaların da yeni sorunlar doğurduğunu belirterek şunları söyledi:
“Tesisin alt sette yaptığı taş dolgu çalışması var. Ne zaman biteceği belli değil. Fakat iki günde bitemez. Suyu pompalamaya çalışıyorlar. Ancak bir şeyi unutuyorlar. Üstten suyu çekiyorlar, alttan zehirli çamur doluyor.”
Metalurji Mühendisleri Odası Başkanı Cemalettin Küçük ise sızıntı olmadığı tespitine katılmıyor ve uyarıyor: “Çevre Bakanı 1 gram bile siyanürün sızmadığını belirtmektedir. Oysa bölgede herkes baraja baktığında siyanür taşmasını gözleriyle gördü. Buranın üzerinden her gün tonları bulabilecek seviyede buharlaşma söz konusu. Hidrojen siyanür buharı çok zehirli bir gazdır. İnsanlar bunu yavaş yavaş soluyorlar. 1993’te Dulkadir köyünün nüfusu kaçtı? Şimdi kaç? İnsanlar o dönemde neden mide kanserinden öldü? Neden açıklamıyorlar?”
Yani sermaye devleti kapitalist şirketleri ve onların rant havuzlarını kollayarak insan sağlığını birkez daha hiçe sayıyor. Ve kapitalizmin insanlığa geleceksizlikten başka bir şey sunamayacağı gerçeği de Kütahya'da yaşananlarla birlikte birkez daha gözlerimizin önüne seriliyor.
|