|
Dimağlarımızın seçim yalanları ile kirletildiği bir süreçten geçiyoruz. Uzun bir süre düzen partilerinin seçim şarkılarını dinlemek, afişlerini ve bayraklarını görmek zorunda bırakıldık. Hâlbuki hangi parti seçilirse seçilsin bu zamana kadar yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın teminatıdır aslında. Yoksulluk, açıklık, geleceksizlik, güvencesizlik ve dizginlerinden boşalan devlet terörü. Bu durumlardan sonuncusuna dair yaşadığımız en yakın örneğin adı ise Hopa. Hopa'da HES'lere karşı duranlar, derelerine, çayına sahip çıkanlar binlerce çevik kuvvettin ve sivil polisin azgın saldırısına uğradı 31 Mayıs tarihinde ve sonrasında. Kolluk güçlerinin şiddeti ve umarsızca kullandığı gaz bombaları sebebiyle ilerici bir insanımız, emekli öğretmen Metin Lokumcu yaşamını yitirdi. Haramilere geçit vermemek için sloganlarıyla, horonlarıyla, bayraklarıyla meydanlara inen insanlara, AKP hükümetini koruyup kollamak adına, büyük bir hınçla saldırılıp, 12 Eylül karanlığını aratmayacak bir baskı ve olağanüstü hal durumu reva görüldü. Sonrasında ise, aynı hınçla gözaltı ve tutuklama terörünün devreye sokulduğuna şahit olduk.
Tüm bunları yapan insan müsveddeleri o derece pervasızlaşmıştır ki, Metin Hoca'nın ölüsüne bile saygısızlık yapmakta, bir kadın arkadaşın arkasından cinsiyetçi ve eril bir dili kullanmakta herhangi bir beis görmemiştir. Durumu öyle bir caniliğe vardırmışlardır ki gözaltına aldıkları zihinsel engelli bir gence işkencede bulunmuşlardır. Yaşanan tüm bu süreç bulunduğumuz topraklardaki kapitalistlerin en ufak bir muhalif sese ya da hak alma mücadelesine karşı tahammülsüzlüğünün kanıtıdır. İktidar duvarlarını sarsacak her türlü kitle hareketi bu acizler sürüsünün en büyük korkusu olmaktadır.
Tunus’un, Tahir’in, Madrid’in, Atina’nın yaşadıklarını yaşamamak adına ileri demokrasinin mayasını tutturmaya ant içenler suyumuzu, toprağımızı, emeğimizi satanlar bunlarla da yetinmeyip Hopa’daki insanlara “eşkıya” sıfatını bir çırpıda yapıştırabilmiştir. Görüyoruz ki bu kirli dili ve tanımlamaları sahiplenenler, kullandıkları kelimelerin anlamlarından bihaberdirler. Bu bilgisizliklerini gidermek için “eşkıya” kelimesinin anlamını söylemek istedik. TDK’nın ifadesi ile “dağda, kırda yol kesen hırsızlara, haydutlara” deniliyor eşkıya, hadi biz biraz daha genişletelim bu anlamı ve “şehir” ekleyelim. Yaptığımız bu kısa tanımlama ile bile kimin eşkıya olduğu apaçık ortaya çıkıyor.
Dememiz o ki, doğanın yağmalanmasına karşı durmak, “su haktır, satılamaz” demek, konulan çay kotası ve kontejyan uygulamasına hayır demek, emeğine, haklarına sahip çıkmak bir takım hırsız ve haydut güruhuna göre eşkıyalık ve suç oluyor. Eğer tüm bunları dinlendirmek bu düzen içerisinde suç teşkil ediyorsa, biz Toplumcu Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları olarak kendimizi ihbar ediyoruz, “Hepimiz Eşkiyayız”.
Toplumcu Mühendis, Mimar&Şehir Plancıları ilgili haberler |